<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Usul Hukuk Danışmanlık</title>
	<atom:link href="https://www.usulhukuk.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.usulhukuk.com/</link>
	<description>Küresel Çapta Uzman Avukatlar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Apr 2024 13:13:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.1</generator>

<image>
	<url>https://www.usulhukuk.com/wp-content/uploads/2019/01/cropped-Usul-Hukuk-logo-32x32.png</url>
	<title>Usul Hukuk Danışmanlık</title>
	<link>https://www.usulhukuk.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Boşanma Dava Sürecinde Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/bosanma-dava-surecinde-eslerin-sadakat-yukumlulugu/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/bosanma-dava-surecinde-eslerin-sadakat-yukumlulugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Miray Kebabcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:13:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Türk hukukunda boşanma davası sürecinde tarafların sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Evlilik birliği içinde tarafların birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü vardır ve bu  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/bosanma-dava-surecinde-eslerin-sadakat-yukumlulugu/">Boşanma Dava Sürecinde Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.</p>
<p>Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve</p>
<p>gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.</p>
<p>Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.</p>
<p>Türk hukukunda boşanma davası sürecinde tarafların sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Evlilik birliği içinde tarafların birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü vardır ve bu yükümlülük Türk Medeni Kanunu&#8217;nda (TMK) belirtilmiştir. Evlilik birliği içinde eşlerin birbirlerine sadık olmaları beklenir ve sadakat yükümlülüğü evlilik ilişkisinin temel unsurlarından biridir.</p>
<p>TMK&#8217;nın 185. maddesi, eşlerin birbirlerine sadakat borcunu düzenler. Bu maddeye göre, eşler birbirlerine karşı dürüstlük ve bağlılık içinde olmalıdır. Eşlerin birbirlerine sadakat borcu, evlilik birliğinin gereği ve evliliğin korunması için önemli bir unsurdur. Eşlerin sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi, boşanma davasında sebep olabilecek durumlardan biri olabilir.</p>
<p>Ancak sadakat yükümlülüğünün somut olaylarla belirlenmesi ve mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Her durum kendi özgünlüğüne göre ele alınır ve mahkeme, her bir boşanma davasını tarafların sunmuş olduğu delillere ve duruma göre değerlendirir.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/bosanma-dava-surecinde-eslerin-sadakat-yukumlulugu/">Boşanma Dava Sürecinde Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/bosanma-dava-surecinde-eslerin-sadakat-yukumlulugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süresi Devam Ederken Yenilenen Konut ve Çatılı İş Yeri Kira Sözleşmelerinde Tahliye ve Kira Parasının Belirlenmesi</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/suresi-devam-ederken-yenilenen-konut-ve-catili-is-yeri-kira-sozlesmelerinde-tahliye-ve-kira-parasinin-belirlenmesi/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/suresi-devam-ederken-yenilenen-konut-ve-catili-is-yeri-kira-sozlesmelerinde-tahliye-ve-kira-parasinin-belirlenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 11:24:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konut ve Çatılı İş yeri kira sözleşmeleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 339 ve devamı hükümlerinde düzenlenme alanı bulmuştur. Buna göre sözleşmenin kiralananın konut ve çatılı iş yeri olması ve sözleşmenin süresi 6 ay ve daha uzun olması durumunda bu sözleşme özel hükümlere (339 vd.) tabi olacaktır. Özel hükümlere tabi olan kira sözleşmelerinde taraflar arasında  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/suresi-devam-ederken-yenilenen-konut-ve-catili-is-yeri-kira-sozlesmelerinde-tahliye-ve-kira-parasinin-belirlenmesi/">Süresi Devam Ederken Yenilenen Konut ve Çatılı İş Yeri Kira Sözleşmelerinde Tahliye ve Kira Parasının Belirlenmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konut ve Çatılı İş yeri kira sözleşmeleri <strong>6098 </strong>sayılı Türk Borçlar Kanunun 339 ve devamı hükümlerinde düzenlenme alanı bulmuştur. Buna göre sözleşmenin <strong>kiralananın </strong>konut ve çatılı iş yeri olması ve sözleşmenin süresi 6 ay ve daha uzun olması durumunda bu sözleşme özel hükümlere (339 vd.) tabi olacaktır.</p>
<p><strong>Özel hükümlere tabi olan kira sözleşmelerinde </strong>taraflar arasında takdir edilen sürenin sona ermesinden en az on beş gün önce kiracı tarafından kiraya verene <u>en az on beş gün önce kiracı tarafından kiraya verene fesih iradesi yazılı olarak bildirilmediği takdirde</u> yazılı olarak bildirilmediği takdirde kira sözleşmesi <strong>aynı koşullar ile </strong>bir yıl için uzatılmış sayılır. Kanun koyucu bu hususu 347. Madde hükmünde açıkça düzenleyerek genel hükümlerde yer alan 327. Madde hükmü ile karıştırılmamasını ve belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinin sona ermesi akabinde yine belirli süreler ile (birer yıl) uzamaya devam edeceğini izah edilmesi amaçlanmıştır. Yani taraflar arasında 6 aydan uzun süreli konut kira sözleşmesi akd edilmesi ile kiracı sözleşmeyi devam ettirme arzusu içerisinde ise <strong>tarafların arasında yeni bir sözleşme keşide edilmesine gerek kalmaksızın </strong>sözleşmeyi uzun bir süre 1&#8217;er yıllık süreler ile devam ettirebilmektedir. Peki aksi durudma yani tarafların arasında mevcut kira akdi devam ederken tarafların aynı şartlarda yeni bir kira sözleşmesi akd etmesi durumunda kiraya verenin dava haklarını neye istinaden kullanacağı hususu merak edilmektedir.</p>
<p>Bu konuda yargıtayın ilke görüşleri ve müstakar içtihatlarından yola çıkarak çıkarım yapılabilmektedir. Yargıtay bu hususta TBK 347 yani kiraya verenin koşul göstermeksizin tahliye dava hakkı için farklı, TBK 344 kira parasının belirlenmesi hususunda ayrı görüş belirtmektedir.</p>
<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/5411 Esas, 2018/11236 Karar</strong>, sayılı ilamında dikkat çekilen bu hususa göre tarafların arasında devam eden kira sözleşmesi devam ederken yeni bir kira sözleşmesi akd etmeleri durumunda dahi kira parasının tespiti davalarında hak ve nefaset dönemi olarak belirlenen 5 yıl baremini ilk sözleşme tarihi itibari ile hesaplanmaktadır. Tabi bu hususun şartları mevcuttur. Buna göre;</p>
<p>Yenileme sözleşmesi ile esas sözleşmenin esaslı unsurlarının aynı olması,</p>
<p>Yenileme sözleşmesi ile esaslı sözleşme arasında yalnızca kira parasının farklı olması,</p>
<p>Yenileme sözleşmesinde belirlenen kira parasının emsallerine uygun olarak belirlenmemiş olması</p>
<p>Yani izah etmek gerekirse <strong>01.01.2017 </strong>tarihli ve 500 TL bedelli kira sözleşmesinin (esaslı sözleşme) tarafları <strong>07.08.2020 </strong>yılında esaslı unsurları aynı olan 800 TL bedelli bir kira sözleşmesi daha akd etmeleri durumunda yenileme sözleşmesinin kira parasının yenileme tarihindeki emsallerinden düşük olması durumunda kira parasının tespiti ölçütünde sözleşmenin başlangıç tarihini esas sözleşmenin başlangıç tarihinin <strong>01.01.2017 </strong>tarihi olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p>Ancak TBK 347. Maddesi ile düzenlenen kiraya verenin &#8216;sebep göstermeksizin&#8217; tahliye hakkını kullanabilmesi için dava hakkının kira sözlşemesinin onuncu uzama yılını doldurması ile bildirim yolu ile sözleşmeyi fesih etmesi gerekmektedir. Bu feshin geçerli bir fesih olması için kira sözleşmesinin 10. Uzama yılını doldurmuş olması şarttır. Fesih iradesinin sulh hukuk mahkemesi tarafından hukuka uygun olması durumunda sözleşmenin başlangıç tarihi oldukça önem arz etmektedir. Yargıtayın ilke görüşlerinde tarafların arasında esas sözleşme devam ederken yenileme sözleşmesi yapılması durumunda 10 yıllık sebep göstermeksizin tahliye dava hakkı süresinin yenileme sözleşmenin sona erdiği tarih ile başladığını içtihat etmektedir.</p>
<p>Burada görüldüğü üzere içtihat makamı tarafından aynı hususta TBK 344 ( kira parasının belirlenmesi) ve TBK 347 (kiraya verenin sebep göstermeksizin tahliye dava hakkı) arasında iki farklı uygulama görülmektedir. Bu farklılığın sebebi ve uygulamaya tezahürürü tarafların sözleşmeye karşı ifa borçlarından ve edim dengeleri ile izah edilebileceği kanaatindeyim.</p>
<p><strong>Kira sözleşmeleri karşılıklı borç doğuran sözleşmelerdendir. </strong>Kiraya verenin kiralananı, sözleşmenin sonuna kadar tahsis etme borcu bulunurken kiracının kira parasının ödenmesi asli edimidir. Buradan hareket ile <u>kiraya verenin sözleşmeden duyduğu faydanın &#8216;maddi mal varlığına&#8217; dayandığı<u> ve mülkiyet hakkının tasarrufta bulunma ilesinden kaynaklanmaktadır. Kiracının ise sözleşmeden duyduğu faydanın &#8216;barınma hakkı&#8217; olduğu doktrinde kabul edilmektedir.</u></u></p>
<p>İşte içtihat makamının az yukarıda izah edilen <strong>dava haklarında sürenin başlangıç tarihinin tayinini iki madde hükmüne göre de farklı yorumlamasındaki temel dayanağın bu olduğu kanaatindeyim</strong>. TBK 344 hükmüne göre kira parasının belirlenmesi hususunda, 5 yılı aşan ve 5 yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde kira parasının hak ve nesafet ilkesi uyarınca emsallerine göre belirlenmesinde kiraya verenin davadan duyduğu menfaatin <strong>yine mal varlığında dayandığı açıktır.</strong></p>
<p>Kiracının işbu davadan doğan edim yükümlülüğü ise kira parasını emsallerine göre daha yüksekten ödenmesi olduğundan <strong>kiracının bu davadan doğan edimi kira parasının emsallerine uygun ödenmesi (malvarlığından) kaynaklanmaktadır.  </strong><u>Burada kiraya verenin ve kiracının davadan doğan menfaatlerinin dengede olduğu,</u> sözleşmeden kiracının aşırı yararlanmaması adına ve kiraya verenin sözleşmeden doğduğu menfaatin emsalleri ile aynı seviyeye getirilmesinin sözleşmenin her iki tarafına da aynı şartlarda yük yüklediği anlaşılmaktadır. Zira davanın sonucunda sözleşmenin feshine, kiralanan mecurun tahliyesine karar verilecek bir husus olmayıp yalnızca kira parasının serbest şartlarına getirilmesi konu edilmektedir. Bu suret ile esas sözleşmenin başlangıç tarihinin kabul edilmesi kiraya verenin sözleşemeden doğan menfaatinin korunabilmesi adına önem arz etmektedir.</p>
<p>Ancak <strong>&#8216;sebep göstermeksizin&#8217; </strong>tahliye dava hakkında <strong>sürenin yenileme sözleşmesinden itibaren başlamasının </strong>sebebinin ise mezkur davanın sonucunda <u>tahliye tehditinin bulunması, davanın sonucunda kiracının &#8216;barınma hakkının&#8217; tehdit edilmesi nedenleri</u> ile 344 hükmünün aksine dava açma süresinin başlangıç tarihinin yenileme sözleşmesi ile sıfırdan başlanması hukuk sistemimize göre lehine yorum yapılması gereken kişi konumunda olan &#8216;kiracının&#8217; korunması amacı ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu sebep ile yargıtayın görüşlerinden anlaşılacağı üzere kiraya verenin mülkiyet hakkı ile kiraya verenin barınma hakkının karşı karşıya gelmesi durumunda <u>kiracının barınma hakkının ağır basacağı ve dava açma süresinin esas sözleşmenin başlangıç tarihi itibari ile belirlenmesi</u> yönünde ilke edinmesinin izahının bu olduğu kanaatindeyim.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/suresi-devam-ederken-yenilenen-konut-ve-catili-is-yeri-kira-sozlesmelerinde-tahliye-ve-kira-parasinin-belirlenmesi/">Süresi Devam Ederken Yenilenen Konut ve Çatılı İş Yeri Kira Sözleşmelerinde Tahliye ve Kira Parasının Belirlenmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/suresi-devam-ederken-yenilenen-konut-ve-catili-is-yeri-kira-sozlesmelerinde-tahliye-ve-kira-parasinin-belirlenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borsa İstanbul Piyasasında Pay İhracı İle Elde Edilen Sermayede Vergi Avantajı</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/borsa-istanbul-piyasasinda-pay-ihraci-ile-elde-edilen-sermayede-vergi-avantaji/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/borsa-istanbul-piyasasinda-pay-ihraci-ile-elde-edilen-sermayede-vergi-avantaji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Gökmen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 10:57:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sermaye piyasalarını oluşturan temel nedenlerden biri şirketler ve projeler yatırım, üretim, operasyon ve sair hususlar için öz kaynaklarla beraber çoğu zaman dışarıdan temin edilecek bir finansmana da ihtiyaç duyarlar. Finansman ihtiyacı için ilk başta borçlanma ve kredi akla gelir. Kredi alan bir şirket borç yüküne girer ve şirketin finansal sağlığına ve kredi notuna bağlı olarak  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/borsa-istanbul-piyasasinda-pay-ihraci-ile-elde-edilen-sermayede-vergi-avantaji/">Borsa İstanbul Piyasasında Pay İhracı İle Elde Edilen Sermayede Vergi Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sermaye piyasalarını oluşturan temel nedenlerden biri şirketler ve projeler yatırım, üretim, operasyon ve sair hususlar için öz kaynaklarla beraber çoğu zaman dışarıdan temin edilecek bir finansmana da ihtiyaç duyarlar. Finansman ihtiyacı için ilk başta borçlanma ve kredi akla gelir. Kredi alan bir şirket borç yüküne girer ve şirketin finansal sağlığına ve kredi notuna bağlı olarak faiz oranları ve borçlanma koşulları açısından risk ortaya çıkar. Bunun yanı sıra çoğu zaman piyasa oranları veya üzerinde bir faiz yüküyle ve kredi için ödenecek vergilerle alınan borca ilave bir borç yükü daha oluşur.</p>
<p>Konvansiyonel bir borçlanma aracı olan kredi yerine, sermaye piyasalarında yer tutan ve popülaritesi gün geçtikçe artan pay ihracı yoluyla sermaye temini güçlü bir alternatif oluşturmaktadır. Pay ihracı ile daha geniş bir yatırımcı tabanına ulaşılarak ve pay karşılığı sermaye temin edilerek kredi riski olmaksızın finansman ihtiyacı karşılanır. Böylelikle pay ihracıyla şirketin değerlemesi için olumlu bir etkiye sahip olabilir. Yatırımcılar, şirketin büyüme potansiyelini ve performansını yansıtan hisse senetleri satın alarak şirketin değerine katkıda bulunur.</p>
<p>Bunun yanı sıra pay ihracı ile fonlamanın temel avantajlardan birisi de vergi konusudur. Ülkemizdeki vergi mevzuatı geniş bir alana sahip olup elde edilen her türlü gelirin vergilendirilmesi üzerine bina edilmiştir. Pay ihracı ile fon toplamanın artısı ise gerek pay ihracı ile fon temin eden şirketin gerekse fonlayan veya ikincil piyasada hisse alım ve satımı yapan yatırımcıların faydalanacağı vergi avantajları bulunmaktadır.</p>
<p>Bu hususta öncelikle şirketler açısından değerlendirme yapmak gerekir. 17/01/2020 tarihinde 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesine yapılan 6. fıkra eklemesiyle, Borsa İstanbul Piyasasında finansal kuruluşlar hariç, paylarını asgari %20 oranında halka arz eden şirketler için halka arzdan itibaren beş hesap dönemi boyunca kurumlar vergisi oranı 2 puan indirimli olarak uygulanacağı kararlaştırılmıştır.</p>
<p><em>“Payları Borsa İstanbul Pay Piyasasında ilk defa işlem görmek üzere en az %20 oranında halka arz edilen kurumların (bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, ödeme ve elektronik para kuruluşları, yetkili döviz müesseseleri, varlık yönetim şirketleri, sermaye piyasası kurumları ile sigorta ve reasürans şirketleri ve emeklilik şirketleri hariç) paylarının ilk defa halka arz edildiği hesap döneminden başlamak üzere beş hesap dönemine ait kurum kazançlarına kurumlar vergisi oranı 2 puan indirimli olarak uygulanır.”</em></p>
<p>Şirketlerin kurumlar vergisi yükümlülükleri açısından %10’a varan bu indirimin şirketlere ve ciddi bir kazanç sağladığı görülmektedir. Hatta bu 2 puanlık indirim uygulandıktan sonra varsa münhasıran ihracattan elde edilen gelirler için veya sanayi sicil belgesi ile fiilen üretim yapanların elde ettikleri gelirler için uygulanan kurumlar vergisi avantajı da ilave olarak uygulanmakta olup bu durum ihracat yapanlar veya sanayiciler için ciddi bir avantaja dönüşmektedir. Henüz mevzuatı yeni oluşturulan ve uygulaması olmayan Girişim Sermayesi Pazarı ile pay ihracı ile kitle fonlaması finansman türünün yeni olması ve tam olarak yaygınlaşmamış olması, bu vergi avantajından faydalanamayacaktır. Bu finansman türlerinin yeni olması, vergi avantajı sağlanmamasının ve vergilendirme konusunda mevzuat düzenlemesinin olmamasının nedeni olarak kabul edilebilir.</p>
<p>Yatırımcılar açısından da vergi avantajları bulunmaktadır. Temettü ödemeleri ve benzeri iratlar ile pay alım satımı sebebiyle elde ettiği karlar açısından var olan vergi avantajları yatırımcıları Borsa İstanbul pay piyasasına çekmektedir. Temettü gelirleri dağıtım anında %10 stopaja tabi tutulmakta ve tüm temettü geliri açısından %50 vergi muafiyeti bulunmaktadır. Bu durumda kazancın büyüklüğüne göre ödenen stopajdan az vergi çıkması halinde vergi iadesi durumu da söz konusu olabilmektedir.</p>
<p>Borsa İstanbul Piyasasında alım ve satım ile elde eden gerçek kişi ve kurumlar açısından da vergi avantajları bulunmaktadır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. Maddesi uyarınca tam ve dar mükellef gerçek kişiler için hisse senetlerinin alım satım kazançları yönünden stopaj oranı %0 olarak belirlenmiştir. Ancak bir yıldan az süre ile elde tutulan menkul kıymet yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinin alım satım kazançları yönünden stopaj oranı %10 olarak belirlenmiş olup bir yıldan fazla elde tutulur ise stopaj oranı yine %0 olmaktadır. Bu gelir beyan edilmez ve buradaki stopaj nihai vergidir. Kurumsal yatırımcılar açısından da %0 stopaj uygulanmakta olup yalnızca sermaye şirketleri dışındaki kurumsal yatırımcıların bir yıldan kısa süreli elde tuttukları menkul kıymet yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinin alım-satımından elde edilen karlar için %10 stopaj uygulanmaktadır. Kurumlar açısından hisse senetlerinin alım-satımından elde edilen karlar kurum kazancına eklenerek ödenmesi gereken vergi dönem sonuna bırakılır.</p>
<p>Yukarıda sayılı avantajlar Borsa İstanbul Piyasasında pay ihraç etmek isteyen şirketlere ve orada yatırım yapmak isteyen gerek gerçek kişi gerekse kurumsal yatırımcılara ciddi vergi avantajları sağlamakta, yatırımcı tasarruflarının fiili yatırımlara dönüşmesini kolaylaştırmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/borsa-istanbul-piyasasinda-pay-ihraci-ile-elde-edilen-sermayede-vergi-avantaji/">Borsa İstanbul Piyasasında Pay İhracı İle Elde Edilen Sermayede Vergi Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/borsa-istanbul-piyasasinda-pay-ihraci-ile-elde-edilen-sermayede-vergi-avantaji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veri Temelli Ekonomi Ve Kişisel Verilerin Korunması</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/veri-temelli-ekonomi-ve-kisisel-verilerin-korunmasi/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/veri-temelli-ekonomi-ve-kisisel-verilerin-korunmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Miray Kebabcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 23:40:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Veri temelli ekonomi, dijital teknolojilerin ve büyük veri analizlerinin kullanılarak, ekonomik değer yaratmak için verilerin toplanması, işlenmesi ve kullanılmasına dayanan bir ekonomik sistemdir. Bu sistemde, veriler işletmelerin ve kuruluşların yeni ürünler ve hizmetler geliştirmek, pazarlama ve reklam faaliyetlerini yürütmek, müşteri ilişkilerini yönetmek ve operasyonel verimliliğini artırmak için önemli bir araç haline gelmiştir. Kişisel verilerin korunması  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/veri-temelli-ekonomi-ve-kisisel-verilerin-korunmasi/">Veri Temelli Ekonomi Ve Kişisel Verilerin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Veri temelli ekonomi, dijital teknolojilerin ve büyük veri analizlerinin kullanılarak, ekonomik değer yaratmak için verilerin toplanması, işlenmesi ve kullanılmasına dayanan bir ekonomik sistemdir. Bu sistemde, veriler işletmelerin ve kuruluşların yeni ürünler ve hizmetler geliştirmek, pazarlama ve reklam faaliyetlerini yürütmek, müşteri ilişkilerini yönetmek ve operasyonel verimliliğini artırmak için önemli bir araç haline gelmiştir.<br />
Kişisel verilerin korunması hukuku ise, bireylerin kişisel verilerinin hukuka uygun olarak işlenmesini ve korunmasını sağlayan hukuk kuralları bütünüdür. Bu hukuk kuralları, bireylerin kişisel verilerinin gizliliğini, güvenliğini ve mahremiyetini korumayı amaçlar.<br />
Veri temelli ekonomi ve kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki ilişki, karşılıklı bağımlılık ve etkileşime dayanmaktadır. Veri temelli ekonominin gelişmesi, kişisel verilerin toplanması ve işlenmesini gerektirmektedir. Bu durum, kişisel verilerin korunması hukukunun önemini daha da artırmaktadır. Kişisel verilerin korunması hukukunun etkin bir şekilde uygulanması, bireylerin kişisel verilerinin korunmasını ve veri temelli ekonominin sürdürülebilirliğini sağlamaya yardımcı olmaktadır.<br />
Veri temelli ekonomi ve kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki ilişkiyi şu şekilde özetleyebiliriz:<br />
• Veri temelli ekonomi, kişisel verilerin toplanması ve işlenmesini gerektirmektedir.<br />
• Kişisel verilerin korunması hukuku, bireylerin kişisel verilerinin korunmasını sağlamaya yöneliktir.<br />
• Kişisel verilerin korunması hukukunun etkin bir şekilde uygulanması, veri temelli ekonominin sürdürülebilirliğini sağlamaya yardımcı olmaktadır.<br />
Veri temelli ekonominin gelişmesiyle birlikte, kişisel verilerin korunması hukukunda da bazı değişiklikler yaşanmaktadır. Bu değişiklikler, bireylerin kişisel verilerinin korunmasını daha da güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Örneğin, Avrupa Birliği&#8217;nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR), kişisel verilerin korunması alanındaki en kapsamlı ve katı düzenlemelerden biridir. GDPR, veri sorumlularının kişisel verilerin korunması konusundaki yükümlülüklerini önemli ölçüde artırmıştır.<br />
Türkiye&#8217;de de kişisel verilerin korunması hukuku alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel verilerin korunması alanındaki en kapsamlı düzenleme olup KVKK, GDPR ile uyumlu bir şekilde hazırlanmış ayrıca 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek olan KVKK reformu ile kanunun GDPR ile uyumluluğunun artırılması hedeflenmiştir. Bu kanun ile kişisel verilerin korunması konusundaki yükümlülükleri önemli ölçüde artırılmıştır.<br />
Veri temelli ekonomi ve kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki ilişki, gelecekte de önemini artırmaya devam edecektir. Bu ilişkiyi doğru bir şekilde yönetebilmek, hem bireylerin kişisel verilerinin korunmasını sağlamak hem de veri temelli ekonominin sürdürülebilirliğini sağlamak için gereklidir.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/veri-temelli-ekonomi-ve-kisisel-verilerin-korunmasi/">Veri Temelli Ekonomi Ve Kişisel Verilerin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/veri-temelli-ekonomi-ve-kisisel-verilerin-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. Maddesinde Yapılan Değişiklikler ile Bu Değişikliklerin İşçi-İşveren İlişkisine Etkisi</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/6698-sayili-kisisel-verilerin-korunmasi-kanununun-6-maddesinde-yapilan-degisiklikler-ile-bu-degisikliklerin-isci-isveren-iliskisine-etkisi/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/6698-sayili-kisisel-verilerin-korunmasi-kanununun-6-maddesinde-yapilan-degisiklikler-ile-bu-degisikliklerin-isci-isveren-iliskisine-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Miray Kebabcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 23:28:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2861</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 Mart 2024 günü 32487 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ve 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yapılan değişiklikler, kanunun Avrupa Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile uyumlanması hedefine ilişkin olarak atılan ilk adımlardan biridir. İlk olarak kanunun eski ve yeni haline yer verilecek olan bu yazımda; 6698 sayılı  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/6698-sayili-kisisel-verilerin-korunmasi-kanununun-6-maddesinde-yapilan-degisiklikler-ile-bu-degisikliklerin-isci-isveren-iliskisine-etkisi/">6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. Maddesinde Yapılan Değişiklikler ile Bu Değişikliklerin İşçi-İşveren İlişkisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart 2024 günü 32487 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ve 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yapılan değişiklikler, kanunun Avrupa Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile uyumlanması hedefine ilişkin olarak atılan ilk adımlardan biridir. İlk olarak kanunun eski ve yeni haline yer verilecek olan bu yazımda; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6’ncı maddesinde yapılan değişiklikler ile bu değişikliklerin işçi-işveren ilişkisine etkisinin neler olabileceği hususları değerlendirilecektir.</p>
<p><strong>Eski Hali:</strong><br />
<strong>MADDE 6-</strong> (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.<br />
(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.<br />
(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.<br />
(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.</p>
<p><strong>Yeni Hali:</strong><br />
<strong>MADDE 6-</strong> (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.<br />
(2) Mülga<br />
“(3) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi yasaktır. Ancak bu verilerin işlenmesi;<br />
a) İlgili kişinin açık rızasının olması,<br />
b) Kanunlarda açıkça öngörülmesi,<br />
c) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması,<br />
ç) İlgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması,<br />
d) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması,<br />
e) Sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması,<br />
f) İstihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması,<br />
g) Siyasi, felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumların, tâbi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere açıklanmamak kaydıyla; mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması, halinde mümkündür.”<br />
(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.</p>
<p>Görüleceği üzere kanun maddesinin yeni halinde özel nitelikli kişisel verilerin tanımı muhafaza edilmiş, kanunun 2. fıkrasında yer alan “Özel nitelikli verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.” hükmü kaldırılarak 3. fıkranın başına “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi yasaktır. Ancak bu verilerin işlenmesi;” diye başlayan hüküm ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yalnızca açık rızaya bağlı olması durumu değiştirilmiş ve işleme nedenleri genişletilmiştir. 3. fıkra altında yer alan bendler ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenebilmesinin hukuki sebepleri sıralanmıştır.</p>
<p>Bu durumda özel nitelikli kişisel verilerin, yalnızca ‘ilgili kişinin açık rızasının olması’ hukuki sebebiyle değil:<br />
-Kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde,<br />
-Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması halinde,<br />
-İlgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması halinde,<br />
-Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması halinde,<br />
-Sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması halinde,<br />
-İstihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması halinde,<br />
-Siyasi, felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf, dernek ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumların, tâbi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere açıklanmamak kaydıyla; mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması halinde, işlenebilmesine imkân tanınmıştır.</p>
<p>3. fıkranın b bendinde yer alan “Kanunlarda açıkça öngörülmesi” ve f bendinde yer alan ”İstihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması” yeni hukuki işleme sebepleri ile:<br />
Çoğu zaman hukuki bir yükümlülük gereği çalışanlarına ait kişisel verileri işleyen ve muhafaza eden işverenin, bu hukuki yükümlülüklerini yerine getirirken karşılaştığı birtakım sorunların önüne geçilmiş,<br />
İstihdam ve iş ilişkisi içerisinde bazen zorunluluk olarak işlenmesi gereken özel nitelikli kişisel verilerin yalnızca ‘ilgili kişinin açık rızasının olması’ hukuki sebebiyle işlenebilmesinin ve bunun sonucunda işverenin karşılaşabileceği sorunlar önlenmiştir.</p>
<p>Burada kanaatimce; işveren tarafından İş Kanunu vb. düzenlemeler nedeniyle zorunluluk olarak işlenmesi gereken özel nitelikli kişisel verilerin bu zorunlulukla çelişkili olarak yalnızca ‘ilgilinin açık rızasının alınması’ hukuki işleme sebebine dayalı işlenebilmesi durumuna son verilmiştir. Yani kanunun eski halinde işveren hem kanuni yükümlülükleri gereği bir takım özel nitelikli kişisel verileri işlemek durumunda hem de kanuni yükümlülükleri gereği bu faaliyeti gerçekleştirirken işçiden açık rızasını almak zorunda bırakılmış durumdaydı. Ancak yeni düzenleme ile bu çelişkili durumun önüne geçildiği ve işverenin, kanuni yükümlülüklerini yerine getirirken ve işin sürdürülebilirliği için zorunlu olan hallerde özel nitelikli kişisel veri işleme faaliyetini ilgili işçinin açık rızası olmadan da sürdürebilmesine imkân sağlanmıştır. Pek tabi işveren özel nitelikli veri işleme faaliyetine işçinin açık rızasını alarak da devam edebileceği gibi bu faaliyetlerini aynı zamanda kanunlarda açıkça öngörülmesi veyahut istihdam, iş sağlığı ve güvenliği vs. sebeplerle zorunlu olması hukuki işleme sebebine dayalı olarak da devam edebilecektir. Kanunun 4. maddesinde yer alan:<br />
“Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma,<br />
Doğru ve gerektiğinde güncel olma,<br />
Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme,<br />
İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma,<br />
İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme”<br />
şeklindeki genel ilkelere aykırı olmaması koşulu ile işverenin bu yeni düzenleme ile birlikte özel nitelikli kişisel veri işleme faaliyetine kanun metninde yer alan bir veya birkaç nedene dayalı olarak devam edebilecektir.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/6698-sayili-kisisel-verilerin-korunmasi-kanununun-6-maddesinde-yapilan-degisiklikler-ile-bu-degisikliklerin-isci-isveren-iliskisine-etkisi/">6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. Maddesinde Yapılan Değişiklikler ile Bu Değişikliklerin İşçi-İşveren İlişkisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/6698-sayili-kisisel-verilerin-korunmasi-kanununun-6-maddesinde-yapilan-degisiklikler-ile-bu-degisikliklerin-isci-isveren-iliskisine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim Şirketler</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/anonim-sirketler/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/anonim-sirketler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Mar 2024 22:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anonim şirketler, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından yalnızca malvarlığıyla sorumlu bulunan şirketlerdir. Ortaklar, hisse senetleri aracılığıyla şirkete sahiptir ve şirketin karını paylaşırlar. Anonim şirketler İşletme konusu ile şirket türünü gösteren ibareler Türkçe olmak kaydıyla ticaret unvanı serbestçe belirleyebilirler. Türk Ticaret Kanunu 135. Maddesi hükmünde genel manada kavramları ele almıştır buna göre; Ortak :  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/anonim-sirketler/">Anonim Şirketler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anonim şirketler, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından yalnızca malvarlığıyla sorumlu bulunan şirketlerdir. Ortaklar, hisse senetleri aracılığıyla şirkete sahiptir ve şirketin karını paylaşırlar. Anonim şirketler İşletme konusu ile şirket türünü gösteren ibareler Türkçe olmak kaydıyla ticaret unvanı serbestçe belirleyebilirler. Türk Ticaret Kanunu 135. Maddesi hükmünde genel manada kavramları ele almıştır buna göre;</p>
<p><strong>Ortak :</strong> Anonim Şirketlerin pay sahiplerini,<br />
<strong>Ortaklık payı :</strong> Anonim Şirketteki payı,<br />
<strong>Yönetim Organı :</strong> Anonim Şirketlerde yönetim kurulunu,<br />
<strong>Şirket sözleşmesi :</strong> Anonim Şirketlerde esas sözleşmeyi temsil eder.</p>
<p><strong>1. ORTAKLAR</strong></p>
<p>Anonim şirketlerde, ortaklar (hissedarlar) şirketin sahipleridir. Hissedarlar, hisse senetlerini satın alarak şirkete ortak olurlar ve oy hakkına sahip olabilirler. Hissedarlar, şirketin karlarından pay alabilirler ve şirketin yönetimine katılma hakkına sahiptirler. Pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur.<br />
Kural olarak anonim şirketlerde ortak sayısında azami ya da asgari bir kısıtlama ön görülmemiştir. Bu sebeple anonim şirketler paylarını halka açarak nama yada hamiline yazılı senetler ile şirket paylarını dağıtabilmektedirler.</p>
<p><strong>2. SERMAYE</strong></p>
<p>TTK 332. Madde hükmüne göre Anonim Şirketlerin asgari sermaye tutarı 250.000 TL olarak belirlenmiştir, bu nisap kayıtlı sermaye sistemini benimseyen şirketlerde 500.000 TL olarak belirlenmiştir. Anonim Şirketlerinin tüzel kişiliği kazandığı tescil anında Nakdi olarak taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az dörtte birinin tescilden önce ödenmesi zorunludur. Geri kalan miktar şirketin tescilini izleyen 24 ay içerisinde ödenir. (TTK 344) Sermaye nakdi olacağı gibi aynide olabilir. Anonim şirket sermayesine ayni olarak katılım sağlanabilecek malvarlığı unsurları şu şekilde sıralanmıştır.</p>
<p>Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. (TTK 342) Aynı kanun hükmüne göre Sermaye iki türde ele alınmıştır. Esas Sermaye Sistemi ve Kayıtlı Sermaye Sistemi. Bu iki sistem arasındaki temel farklılık şirketin sermaye arttırımı yapabilmesi için yönetim kurulunun yetkilendirilmesi hususunda toplanmıştır.</p>
<p>Kural olarak Anonim Şirketlerde sermaye arttırımı yalnızca genel kurul kararı ile yapılabilmektedir. Ancak şirket esas sözleşmesinde açıkça yönetim kuruluna üst tavan belirlenerek sermaye arttırımı yapma yetkisi özgülenmesini kabul eden Anonim Şirketler kayıtlı sermaye sistemini kabul etmektedirler.</p>
<p><strong>3. KURUMSAL YÖNETİM</strong></p>
<p>Anonim şirketlerde, yönetim kurulu ve yöneticiler, şirketin günlük işlerini yönetir ve kararları alır. Yönetim kurulu, hissedarlar tarafından seçilir ve şirketin çıkarlarını korumakla görevlidir. Kurumsal yönetim ilkeleri, şirketin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini sağlamak amacıyla yaygın kullanılan bir yoldur.</p>
<p><strong>4. KURULUŞ VE TESCİL</strong></p>
<p>Kanun koyucu 4721 Sayılı TMK 47. Maddesi ile tüzel kişiliği Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları olarak tanımlıyor. İzah edildiği üzere ticaret şirketlerinin tamamının tüzel kişiliği mevcuttur. Anonim Şirketlerde haiz oldukları tüzel kişiliği tescil anında kazanır.</p>
<p>Burada kavramsal olarak iki ifadenin açıklanması gerekmektedir. Kuruluş ve Tescil şirketler hukukuna hâkim olan ifadelerin içerisinde kavram karmaşasına yol açmaktadır. Kuruluş şirketin kurulduğu anı ifade etse de tüzel kişiliğin kazanılması ve organizasyonun kendi adına işlem yapabilmesi için tek başına yeterli değildir.</p>
<p>Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi, şartsız taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladığı esas sözleşmede, anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. (TTK 355)</p>
<p>Tescil ise kuruluşu tamamlanan bu mal ve emek topluluğunun ticaret sicil kayıtlarına eklenmesi sureti ile tüzel kişiliği ve şirket kurucularının da tacir sıfatını kazanmalarına sonuç oluşturur. Ticaret siciline tescil, kural olarak istem üzerine yapılır ve bildirici etkiye sahiptir. Harca tabi işlerde, tescil anının saptanmasında harç makbuzunun tarihi belirleyicidir. (TTK 27)</p>
<p><strong>5. SORUMLULUK</strong></p>
<p>TTK 125/1’de açıkça ifade edildiği üzere anonim ortaklık bir tüzel kişidir. Tüzel kişi olarak asli ve tali organlara sahiptir. Pay sahiplerin malvarlığından bağımsız olarak şirketin kendi mal varlığı bulunmaktadır. Dolayısı ile şirket kendi borçlarından dolayı bizzat kendisi sorumludur.</p>
<p><strong>6. ANONİM ŞİRKETLERDE SERMAYE ARTTIRIMI</strong></p>
<p>İzah edildiği üzere TTK uyarınca Anonim Şirketler esas ve kayıtlı sermaye sistemini kullanabilmektedir. Şirket iş hacminin, mal varlığının, pazarın büyümesi veya azalması halinde sermaye arttırımı ve azaltımı yolunu tercih edebilir.</p>
<p><strong>7. ESAS SERMAYE SİSTEMİNDE</strong></p>
<p>TTK 461/3 uyarınca Yönetim kurulu yeni pay alma hakkının kullanılabilmesinin esaslarını bir karar ile belirler ve bu kararda pay sahiplerine en az on beş gün süre verir yönetim kurulunun aldığı bu karar Sermaye artırımının tescilinden önce, yönetim kurulunun yeni pay alma hakkının kullanılması esaslarının belirlenmesine ilişkin bu kararı tescil ve ilan edilmelidir (Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 72/3 ve m. 74/1).</p>
<p>Esas sermaye sistemini kullanan anonim şirketlerde kural olarak sermaye arttırımı kararı ancak genel kurul kararı ile alınabilecektir. Sermaye arttırımı kararının alındığı genel kurul toplantısında ortakların tamamının hazır bulunması ve oy birliği ile karar alınması halinde bu yönetim kurulu kararının tescil şartı aranmayacaktır.</p>
<p><strong>8. KAYITLI SERMAYE SİSTEMİNDE</strong></p>
<p>Kayıtlı sermaye sistemini kullanan anonim şirketlerin esas sözleşmelerinin içerisinde açıkça belirtileceği üzere veyahut alınan bir genel kurul kararı ile şirketin icra organı olan yönetim kuruluna belirlenen tavan sınırları içerisinde sermaye artırımı kararı alma ve icra etme yetkisi tanınmıştır.</p>
<p>Bu tavan sınırları içerisinde yönetim kurulu tarafından alınan sermaye artırımı kararı sonrasında şirket ortaklarının bir araya gelerek genel kurul kararı tesis etmelerine gerek yoktur.</p>
<p>Anonim şirketlerin genel kurul toplantısında, toplantının gündemi şirketin Kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketlerden birisi olması ve toplantının yurt dışında yapılması gibi hallerde bakanlık temsilcisi bulundurmaları gerekebilmektedir.</p>
<p>“Bakanlık Temsilcisi” bulundurma zorunluluğu bulunan anonim şirket genel kurul toplantıları, 28.11.2012 tarihli ve 28481Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik” m. 32’de düzenlenmiştir.</p>
<p>İlgili hüküm gereğince, aşağıda sayılan anonim şirket genel kurul toplantılarında ve bunların ertelenmesi hâlinde yapılacak ikinci toplantılarda “Bakanlık Temsilcisi”nin bulunması zorunludur.</p>
<p>1- Kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketlerin bütün genel kurul toplantılarında,</p>
<p>2- Diğer şirketlerde ise gündeminde;<br />
a) Sermayenin artırılması,<br />
b) Sermayenin azaltılması,<br />
c) Kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi,<br />
d) Kayıtlı sermaye tavanının artırılması,<br />
e) Kayıtlı sermaye sisteminden çıkılması,<br />
f) Faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliği ile,<br />
g) Birleşme,<br />
h) Bölünme,<br />
i) Tür değişikliği konuları bulunan genel kurul toplantılarında,</p>
<p>3- Genel kurula elektronik ortamda katılım sistemini uygulayan şirketlerin genel kurul toplantılarında.<br />
4- Yurt dışında yapılacak bütün genel kurul toplantılarında, Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunludur.</p>
<p>Aynı yönetmeliğin 32/4 sayılı maddesinin açık hükmü gereğince Belirtilen toplantılar ile Bakanlık temsilcisi görevlendirilen toplantılarda, Bakanlık temsilcisinin yokluğunda alınan kararlar geçerli değildir.Yine aynı madde hükmüne göre Yukarıda sayılanların dışındaki genel kurul toplantılarında, kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri bakanlık iznine tabi olan şirketler hariç olmak üzere tek pay sahipli anonim şirketlerin ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurullarında bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu değildir.</p>
<p><strong>9. KURULUŞ VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ İŞLEMLERİ TİCARET BAKANLIĞI İZNİNE TABİ OLAN ŞİRKETLER</strong></p>
<p>Anonim ve Limited Şirketlerin Sermayelerini Yeni Asgari Tutarlara Yükseltmelerine ve Kuruluşu ve Esas Sözleşme Değişikliği İzne Tabi Anonim Şirketlerin Belirlenmesine İlişkin Tebliğ 5. Maddesinde bahse konu şirketler sınırlı sayı olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Buna göre;<br />
-Bankalar,<br />
-Finanasal Kiralama Şirketleri,<br />
-Faktoring Şirketleri,<br />
-Finansman Şirketleri,<br />
-Tüketici Finansmanı ve Kart Hizmetleri Şirketleri,<br />
-Sigorta şirketleri,<br />
-Holdingler,<br />
-Döviz Büfesi İşleten Şirketler (Yetkili Müessesler)<br />
-Umumi Mağazacılıkla Uğraşan Şirketler</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/anonim-sirketler/">Anonim Şirketler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/anonim-sirketler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Düşürücü Sürelerin, Kişilerin Mahkeme Erişim Hakkını İhlal Etmesine, AYM ve Danıştay&#8217;ın İstikrarlı Kararları Işığında Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/hak-dusurucu-surelerin-kisilerin-mahkeme-erisim-hakkini-ihlal-etmesine-aym-ve-danistayin-istikrarli-kararlari-isiginda-degerlendirilmesi/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/hak-dusurucu-surelerin-kisilerin-mahkeme-erisim-hakkini-ihlal-etmesine-aym-ve-danistayin-istikrarli-kararlari-isiginda-degerlendirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Mar 2024 18:48:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak düşürücü süre özellikle medeni usul hukukumuzda kendisine önemli yer edinmiştir. Kanun koyucu belli başlı bazı hakların kullanımını belirli süreler ile kısıtlamaktadır. Bu süreler kanunda sayılmış olmakla beraber, hakkın bu sürede kullanılmaması halinde yalnızca hakkın dava edilebilirliği değil hakkın kendisi de son bulmaktadır.  Bu özelliği ile hak düşürücü süre zamanaşımı müessesinden ayrılmaktadır. Hak düşürücü sürenin  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/hak-dusurucu-surelerin-kisilerin-mahkeme-erisim-hakkini-ihlal-etmesine-aym-ve-danistayin-istikrarli-kararlari-isiginda-degerlendirilmesi/">Hak Düşürücü Sürelerin, Kişilerin Mahkeme Erişim Hakkını İhlal Etmesine, AYM ve Danıştay&#8217;ın İstikrarlı Kararları Işığında Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak düşürücü süre özellikle medeni usul hukukumuzda kendisine önemli yer edinmiştir. Kanun koyucu belli başlı bazı hakların kullanımını belirli süreler ile kısıtlamaktadır. Bu süreler kanunda sayılmış olmakla beraber, hakkın bu sürede kullanılmaması halinde <strong>yalnızca hakkın dava edilebilirliği değil hakkın kendisi de son bulmaktadır.</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu özelliği ile hak düşürücü süre zamanaşımı müessesinden ayrılmaktadır. Hak düşürücü sürenin geçmesi ile hak sona ereceğinden, hak düşürücü süre savunması itiraz niteliğinde olup taraflarca yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmektedir. Bunun yanında, taraflar ileri sürmese dahi hakim re’sen inceleme yaparak hak düşürücü sürenin aşılıp aşılmadığını tespit edebilir. Hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Kanun koyucunun hakkın kullanımı süre şartına bağlamasındaki temel sebebin öncelikle bu hakkın kullanılmasından dolayı sorumluluk altına girecek kişinin sürekli bir dava tehditi altında <strong>kalmasının </strong>hukuka uygun olmamasından kaynaklanmaktadır. Hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında olması hukuk devletinin unsurları olan <strong>hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle </strong>bağdaşmaz. Örnek vermek gerekirse idarenin işlemlerine karşı idari işlemin tebliği tarihinden itibaren başlamak üzere altmış gün içerisinde Danıştayda ve idare mahkemelerinde kişilerin İPTAL davası açma hakkı mevcuttur.</p>
<p>Burada 60 günlük süre kanun koyucu tarafından &#8216;hak düşürücü&#8217; süre olarak eklenmiş bu hakkın belirlenen sürede kullanılmaması halinde idarenin işlemine karşı dava açma hakkının düşeceği anlaşılmaktadır. Şayet böyle bir düzenleme ile süre bakımından bir kısıtlama getirilmediği takdirde <em>1954 yılında Maltepe Belediye Meclisi tarafından verilmiş bir kararın veyahut İmar Planının iptali için 2024 yılında </em>dava açılmasının ve bunun her hangi sonuca bağlanmasının hayatın olağan akışına aykırı niteliktedir. Zira bahse konu işlemin İPTAL edilmesi halinde bu süre zarfı içerisinde idarenin bu işlemine dayanan tüm izin ve faaliyetlerinde yine iptal edilmesi gerekecek olup işin içinden çıkılması imkansız hale gelecektir.</p>
<p>İlaveten <strong>6098 </strong>sayılı <strong>TBK 352/1 </strong>hükmünde kiracının kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak taahhüt etmesi halinde, tahliye tarihinde kiracının kiralananı tahliye etmemesinden sonra kiraya verenin bu taahhüde dayanarak 1 AY içerisinde icra veya dava yoluna başvurarak kira sözleşmesini sona erdirebileceği düzenlenmiştir. Günlük hayatta &#8216;tahliye taahhüdü&#8217; olarak bilinen bu uygulamada kanun koyucu kiracı tarafından kiraya verene verilmiş taahhüdün kullanımını, yani kiraya verenin sözleşmeyi sona erdirme hakkını bir aylık düşürücü sürede kullanmaya zorlamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere bir aylık hak düşürücü süre az yukarıda izah edildiği gibi kiracıyı vermiş olduğu taahhütle / sözle sonsuza kadar bağlı tutmanın hakkaniyete uygun olmamasından doğmaktadır. Zira aksi kabul hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.</p>
<p>Hak düşürücü süre kavramının pozitif hukukta yer bulmaması ihtimalinin genel hukuk nizamında sorunlara yol açacağı sabittir. Peki <strong>özellikle belirli hakların kullanımında </strong>mahkemelerin usul kurallarını <strong>SIKI UYGULAMASINDAN </strong>sebeple kanun açık hükmünde düzenlenmiş hak düşürücü sürelerin adil yargılanma ilkesi kapsamında kalan &#8216;mahkemeye erişim hakkının&#8217; ihlal edilmesi anlamına gelmesi mümkün müdür ?</p>
<p>Bu sorunun cevabının somut olaya göre değişim göstermesi mümkündür, <strong>AİHS 6. </strong>Maddesinde düzenlenen <strong>adli yargılanma ilkesi </strong>pozitif hukukumuzda da kendisine yer bulmuştur. Anayasa&#8217;nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan <strong>hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. </strong>Diğer yandan Anayasa&#8217;nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye&#8217;nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.</p>
<p>Sözleşmeyi yorumlayan AİHM, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34). AİHM sözleşmede açıkça yer almasa da mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olarak nitelendirmektedir (Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96, 19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan [BD], B. No: 36760/06, 17/1/2012, § 229). AİHM, mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini vurgulamaktadır (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).</p>
<p>Anayasa&#8217;nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için <strong>ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. </strong>Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz.</p>
<p>Anayasanın 13. Maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin özüne dair yapılacak olan müdahalenin kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine <strong>aykırı </strong>olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Somut olarak tartışmaya konu olan <strong>&#8216;hak düşürücü süre&#8217; </strong>kavramının bu nedenler bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Hak düşürücü sürelerin <strong>kanunla düzenlendiği açıktır. </strong>Bu düzenlemenin meşru amacının hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında olması hukuk devletinin unsurlarına uygun olmayacağını bu nedenle meşru amacında kabul edilebilir olduğu az yukarıda izah edilmiştir. <strong>Son olarak ölçülülük ilkesi uyarınca inceleme yapılması gerekmektedir. </strong>Anayasa&#8217;nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmuştur. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması şartıyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut şartların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014). Ölçülülük ilkesi, öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>
<p>Somut tartışma konusunda anayasa mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde <strong>kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen </strong>veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir <strong>(Özkan Şen, § 52).</strong></p>
<p><strong> </strong>Yine aynı husus üzerine AİHM ve anayasa mahkemesinin aksi görüşleri de bulunmaktadır. &#8221;<em>dava açma ya da kanun yollarına başvuru için </em><strong>belli </strong><em>sürelerin öngörülmesini, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği olarak kabul etmekte ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmayacağını belirtmektedir&#8221; </em><strong>(Perez de Rada Cavanilles/İspanya, B. No: 28090/95, 28/10/1998, § 45).</strong></p>
<p><strong> </strong>Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere müdahalenin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesinde hak düşürücü sürenin başlangıç tarihinin tayini ve müdahalede bulunulan hakkın içeriği ön plana çıkmaktadır. Zira idare tarafından malikin mülkiyet hakkına yönelik olarak yapılan müdahaleyi kısıtlayan süre ile kiraya verenin taahhütten kaynaklanan <strong>dava hakkını kısıtlayan müdahalenin aynı ölçüde değerlendirilmesi mümkün değildir.</strong></p>
<p>Bu hususta Danıştay&#8217;ın istikrar kazanmış içtihatları gözetildiğinde &#8216;mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliğine ve zamanaşımsız olmasına dikkat çekilmektedir. Danıştay On dördüncü Dairesinin 6/11/2012 tarihli ve E.2011/15162, K.2012/7461 sayılı kararında;</p>
<p><em>&#8220;..Anayasal güvence altındaki temel hak ve özgürlüklerden olan mülkiyet hakkının kullanılabilmesi için, ilgililerin, g<strong>erekli işlemin yapılmasını idareden her zaman isteyebilecekleri açıktır. </strong>Bu durum mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliğinden kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 10.04.2003 günlü, E:2002/112, K:2003/33 sayılı ve 17.03.2011 günlü, E: 2009/58, 2011/52 sayılı kararlarında da bahsedildiği üzere, hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Mülkiyet hakkının bu niteliğinden dolayı, bu hakkı ilgilendiren konularda gerekli işlemin yapılması isteminin idarece reddedilmiş olması halinde, aynı konuda 2577 sayılı Kanun&#8217;un 10. maddesi uyarınca idareye tekrar başvurulmasına ve başvurunun reddi halinde ret işlemine karşı dava açılmasına bir engel bulunmamaktadır. Her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlem için 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içinde dava açılması mümkündür. Bu durumda; davacının mülkiyet hakkını ilgilendiren bir konuda işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun&#8217;un 10. maddesi uyarınca yaptığı en son başvurusunun reddi üzerine süresinde dava açıldığı dikkate alındığında, daha önceden aynı konuda yaptığı başvuru tarihinde işlemden haberdar olduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin temyize konu Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em> </em>Yine Danıştay on dördüncü dairesinin 24/5/2015 tarihli ve E.2013/11036, K.2015/1328 sayılı kararında ise;</p>
<p><em>&#8220;&#8230; Her ne kadar, Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tesbit ve Tescili Hakkında Yönetmeliğin 8/1. maddesinde yer alan; taşınmazların sit alanı olarak belirlenmesine ilişkin olarak alınmış kurul kararlarının ilan tahtalarına asılmak, belediye hoparlörüyle duyurulmak, köy muhtarlığına bildirmek ve internet sitesinden yayımlanmak suretiyle ilan edileceğine ilişkin hüküm uyarınca, taşınmazların birinci derece doğal sit alanı kapsamına alınmasına ilişkin Aydın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu&#8217;nun 25/01/2012 günlü, 395 sayılı kararı, 07-14-21/02/2012 tarihinde belediye ses yayın cihazı ve kaymakamlık ilan tahtasında asılarak tebliğ edilmiş sayılmış ise de; dava konusu kararın, belirli taşınmazların birinci derece doğal sit alanı olarak belirlenmesine ilişkin bulunması nedeniyle, taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlem olması, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda bu işlemlerin ilan edileceğine ilişkin olarak bir düzenlemenin bulunmaması, sadece Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tesbit ve Tescili Hakkında Yönetmelikte düzenlemeye yer verilmesi ve Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında, ilan tarihinin dava açma süresine başlangıç tarihi kabul etmeye olanak bulunmamaktadır.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu durumda; dava konusu işlemin, bireysel olarak davacıya tebliğ edildiğine ya da </em><strong>dava </strong><em>dilekçesinde belirtilen öğrenme tarihinden önce, davacı tarafından işlemden haberdar olunduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmaması karşısında, dava dilekçesinde belirtilen öğrenme tarihine göre süresinde açılan davanın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em> </em>Üçüncü derece mahkemesinin bu kararlarının her ne kadar mülkiyet hakkının mutlak ve anayasal bir hak olması nedeni ile kişiler lehine yorumda bulunduğu düşünülse dahi E.2013/11036, K.2015/1328 sayılı kararında dikkat çektiği kişilerin idari işlemi öğrenme tarihinin ancak &#8216;yazılı tebligat&#8217; ile başlayabileceği hususudur. Danıştay&#8217;ın da dikkat çektiği bu husus tam olarak <strong>yukarıda </strong>bahsedilen hak düşürücü sürenin hangi andan itibaren başlayacağının tespiti konusudur. Şüphesiz hak düşürücü sürenin işlemeye başlayacağı anın tespiti aynı zamanda tebligatın usul ve yasaya uygun olarak yapılması ile olacaktır. Zira dava açma süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut şartlar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/hak-dusurucu-surelerin-kisilerin-mahkeme-erisim-hakkini-ihlal-etmesine-aym-ve-danistayin-istikrarli-kararlari-isiginda-degerlendirilmesi/">Hak Düşürücü Sürelerin, Kişilerin Mahkeme Erişim Hakkını İhlal Etmesine, AYM ve Danıştay&#8217;ın İstikrarlı Kararları Işığında Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/hak-dusurucu-surelerin-kisilerin-mahkeme-erisim-hakkini-ihlal-etmesine-aym-ve-danistayin-istikrarli-kararlari-isiginda-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiracının Komşularına Saygı Gösterme Borcunu Yerine Getirmemesi Durumunda &#8216;Kiraya Verenin&#8217; Tahliye Hakkı</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/kiracinin-komsularina-saygi-gosterme-borcunu-yerine-getirmemesi-durumunda-kiraya-verenin-tahliye-hakki/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/kiracinin-komsularina-saygi-gosterme-borcunu-yerine-getirmemesi-durumunda-kiraya-verenin-tahliye-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 18:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2846</guid>

					<description><![CDATA[<p>1. Kanun koyucu kiracının kira sözleşmesinden doğan borçlarını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu borçlardan birisi de kiracının komşulara saygı gösterme borcudur. Yasanın 316. Maddesinin 1. Fıkrasında 'kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.' şeklinde kanunlaştırmıştır. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması halinde kiraya verenin haklarını ne şekilde kullanabileceği sözleşmenin  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/kiracinin-komsularina-saygi-gosterme-borcunu-yerine-getirmemesi-durumunda-kiraya-verenin-tahliye-hakki/">Kiracının Komşularına Saygı Gösterme Borcunu Yerine Getirmemesi Durumunda &#8216;Kiraya Verenin&#8217; Tahliye Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Kanun koyucu kiracının kira sözleşmesinden doğan borçlarını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu borçlardan birisi de kiracının komşulara saygı gösterme borcudur. Yasanın 316. Maddesinin 1. Fıkrasında &#8216;kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.&#8217; şeklinde kanunlaştırmıştır. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması halinde kiraya verenin haklarını ne şekilde kullanabileceği sözleşmenin türü, yükümlülüğün ne derecede ihlal edildiği gibi ayırt edici unsurlar ile farklı sonuçlara bağlanmıştır.</p>
<p>2. 316/2 hükmünde yükümlülüğüne aykırı hareket eden kiracıya konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunmak zorundadır. Ancak diğer kira ilişkilerinde (ürün, taşınır, hasılat) kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.</p>
<p>3. Görüldüğü gibi kanun koyucu burada yine konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde kiraya verenin yapacağı fesih bildiriminde kiracıya 30 günden az olmayacak şekilde önel verilmesi zorunluluğu getirmiştir. Kanun koyucunun genel hükümlerde kanuna koyduğu bu şerh, özel hükümlerde kiraya verene hak düşürücü süreler ile getirilen kısıtlamanın bir başka örneğidir.</p>
<p>4. Bununla birlikte yine aynı maddenin 3. Fıkrasında kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir hükmün havidir. Görüldüğü üzere kanun koyucu kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının yükümlülüğüne yerine getirmemesinin komşular açısından çekilmez olması durumlarında kiraya verenin kiracıya süre vermeksizin sözleşmeyi fesih etme yetkisi vermiştir.</p>
<p>5. Yukarıda kısaca izah edilen noktalardan anlaşılacağı üzere kanunu açık ve anlaşılabilir metninden iki noktaya dikkat edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. İlki kira sözleşmesinin türü ikincisi kiracının yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucunun katlanılamaz hale geldiğinin tespiti. Bu hususta sözleşmenin türünün tespiti zaten oldukça kolaydır. Ancak kanunda açıkça hangi hal ve hareketlerin kiracıya süre verilmesinin yararsız olacağının ve aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması anlamına geleceğinin tespitini yüksek yargı kararlarından anlaşılacaktır.</p>
<p>6. Yargıtay&#8217;ın bu husustaki yerleşik uygulamalarından anlaşılacağı üzere kiracının; komşulara karşı hareketlerinin suç teşkil edecek nitelikte olması durumunda, özellikle taraflar arasındaki ihtilafın soruşturma, kovuşturma aşamasında olması ve sonuçlanan ceza muhakemesi sürecinde kiracının üzerine atılı suçu işlediğinin anlaşılması gibi durumlarda Kiraya veren tarafından kiracıya mühlet verilmesinin gerekmediği, komşular açısından kiracının bu eylemlerinin katlanılamaz olduğu yorumunda bulunmaktadır.</p>
<p><em>“&#8230; Kiralanan konut ve çatılı işyeri kira hükümlerine tabidir. Davacı davalının komşulara rahatsızlık verdiğinden ve akde aykırı davranışından dolayı kiralananın tahliyesini istemiştir. Davacının tanıkları davacının iddiasını doğrular mahiyette beyanda bulunmuşlardır. Öte yandan davacının delil olarak sunduğu Beykoz 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/78 E.-546 K. sayılı dosyasında davalı kiracının davacı kiraya verene tehdit suçundan mahkum olduğu anlaşılmaktadır. Davalının bu eylemleri TBK’nın 316/2.maddesinde düzenlenen özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcuna aykırılık teşkil eder. Bu gibi durumlarda kiracıya verilecek bir süre yararsız olacağından ve kiracının yukarıda yazılı kanun maddesinde açıklanan yükümlülüğe aykırı davranışı çekilmez bir hal aldığından kiralayanın yazılı bildirimle uyarı zorunluluğu bulunmamaktadır. <strong>(Yargıtay 6. HD., E. 2014/8692 K. 2014/11794 T. 3.11.2014)</strong></em></p>
<p><em>“Olayımıza gelince; davalının, site sakinlerine yönelik tehdit edici sözler söylediğine ilişkin tanık beyanları ve dosya içeriği nazara alındığında, davalı kiracının eyleminin kiralananı açıktan fena kullanımını oluşturduğu, taraflar arasındaki kira ilişkisinin çekilmez hale geldiği, artık davacı kiraya verenden bu olumsuzluklara rağmen ilişkisine devam etmesinin beklenemeyeceği ve bu itibarla ihtar gerekmeksizin dava açılabileceği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.” <strong>(Yargıtay 3. HD., E. 2017/4988 K. 2017/12944 T. 28.9.2017 )</strong></em></p>
<p>Ve yine benzer nitelikteki kararlar,<em><strong>(Yargıtay 6. HD, E. 2007/11721 K. 2007/13560 T. 10.12.2007) (Yargıtay 6. HD, E. 2010/9991 K. 2011/103 T. 17.01.2011)</strong></em></p>
<p>7. Yargıtay&#8217;ın müstakar içtihatlarından anlaşıldığı üzere kiracının komşulara karşı suç niteliğindeki fiilleri 316/3 maddesi uyarınca kiracıya süre verilmesine gerek bırakmamakta, kiraya verene her zaman sözleşmenin fesih edildiğinin tespiti için ihtar ve dava açma hakkı tanımaktadır.</p>
<p><strong>DAVA AÇMA EHLİYETİ</strong><br />
8. Kira sözleşmesinin tarafları kiracı ve kiraya verendir, bunun yanında kira sözleşmesinin sona ermesini talep ve dava etme hakkı bazı maddelerde kiralananın mülkiyetini elinde bulunduran kişiye de verilmiştir. Bu hak Anayasanın 35. Maddesinde koruma altına alınan &#8216;mülkiyet&#8217; hakkından kaynaklanmaktadır. Mezkru maddeler Türk Borçlar Kanunun 347, 350 ve 351. Maddelerinden ibarettir. Konumuza esas oluşturan 316. Maddeden kaynaklanan sözleşmenin feshi ve mecurun tahliyesi talebinde ise kiraya veren ile malik aynı kişi değilse aktif dava ehliyeti yalnızca kiraya verendedir.</p>
<p>9. Zira 316. Madde akde aykırılık hükümleri içerisinde yer alıp, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği nedenine dayanarak sözleşmeni fesih edilmesini isteme talebi yalnızca &#8216;sözleşmeni taraflarına&#8217; ait olabilecek bir haktır.</p>
<p><strong>FESİH VE TAHLİYE</strong><br />
10. Madde metninde her ne kadar kiraya verenin bildirim ile sözleşmeyi fesih edebileceği düzenlenmiş olsa dahi kiraya verenin yalnızca usulüne uygun şekilde keşide ettiği bildirimle kiracıyı kiralanandan tahliye etmesinde imkan bulunmamaktadır. Bilindiği üzere borçlar yasasının özel hükümlerinde Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi bildirim ve dava yolu ile ikiye ayrılmıştır. Bildirim yoluyla sona ermesi 347 ile 348. maddelerde, dava yolu ile sona ermesi ise 350 ile 356. maddeler arasında düzenlenmiştir.</p>
<p>11. Her ne kadar kira sözleşmelerinin bildirim yolu ile sona ereceği düzenlenmiş olsa dahi yapılan bildirimin yani fesih iradesinin açıklanmasının usule ve kanuna uygun olduğunun tespiti yine hakim eli ile dava yolunda yapılmaktadır. Yani 347. Madde hükümde de, 316/2 ve hatta 316/3 hükmünde dahi ancak fesih iradesinin uygun olduğunun hakim eli ile tespitinde tahliye kararı verilebilmektedir.</p>
<p>12. Bu suret ile 316. Madde hükmüne dayanarak kiracısını mecurdan tahliye etmek isteyen bir kiraya verenin öncelikle TBK 348. Maddesine uygun şekilde hazırlanmış yazılı bildirim ile kiracısına sözleşmeyi fesih ettiğini ve taşınmazın tahliye edilmesi gerektiğini (316/3) yada 30 günlük önel verilmesi sureti ile akde aykırılığın düzeltilmesini aksi halde mecurdan dava yolu ile tahliye edileceğini izah etmelidir.</p>
<p>13. Görüldüğü üzere kiracının eylemlerinin derecesi yalnızca kiraya verenin yapacağı bildirimin konusu hususunda önem arz etmektedir, her halükarda Sulh Hukuk Mahkemesinde, sözleşmenin kanunda sayılan sebeplerden dolayı fesih edildiğinin ispat edilmesi ve sonucunda fesih bildirimin geçerli olduğunun tespiti, sözleşmenin fesih edildiği bunun sonucu olarak kiracının mecurdan tahliyesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/kiracinin-komsularina-saygi-gosterme-borcunu-yerine-getirmemesi-durumunda-kiraya-verenin-tahliye-hakki/">Kiracının Komşularına Saygı Gösterme Borcunu Yerine Getirmemesi Durumunda &#8216;Kiraya Verenin&#8217; Tahliye Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/kiracinin-komsularina-saygi-gosterme-borcunu-yerine-getirmemesi-durumunda-kiraya-verenin-tahliye-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇEREZLER ve KVKK İLİŞKİSİ</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/cerezler-ve-kvkk-iliskisi/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/cerezler-ve-kvkk-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Miray Kebabcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 13:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerezler, web tarayıcıları aracılığıyla kullanıcıların cihazlarına kaydedilen küçük metin dosyaları olarak tanımlanabilir. İnternet siteleri, sitenin daha verimli çalışmasını sağlamak, oturumları yönetmek, site performansını analiz etmek, kullanıcıların tercihlerini hatırlamak ve ilgi alanlarına yönelik reklamlar göstermek gibi çeşitli amaçlarla çerezleri kullanabilir. Çerezler bu gibi amaçları yerine getirmek için yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu yaygın kullanım sırasında toplanan  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/cerezler-ve-kvkk-iliskisi/">ÇEREZLER ve KVKK İLİŞKİSİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerezler, web tarayıcıları aracılığıyla kullanıcıların cihazlarına kaydedilen küçük metin dosyaları olarak tanımlanabilir. İnternet siteleri, sitenin daha verimli çalışmasını sağlamak, oturumları yönetmek, site performansını analiz etmek, kullanıcıların tercihlerini hatırlamak ve ilgi alanlarına yönelik reklamlar göstermek gibi çeşitli amaçlarla çerezleri kullanabilir. Çerezler bu gibi amaçları yerine getirmek için yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu yaygın kullanım sırasında toplanan çerezler de genellikle kişisel veriler içermektedir. İnternet siteleri veri sorumlusu sıfatıyla, çerez yoluyla toplanan bu kişisel verilere yönelik olan KVKK’ya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.</p>
<p><strong>ÇEREZ YOLUYLA TOPLANAN KİŞİSEL VERİLER NELERDİR: </strong></p>
<p>Çerezler genellikle kişisel veri içermez ancak kullanım amacına ve biçimine bağlı olarak bazı durumlarda kişisel veri işleyebilirler. Çerez yoluyla toplanan kişisel veriler, çerezlerin kullanım amacına göre değişiklik gösterebilir. Çerez yoluyla işlenebilecek kişisel veri türlerinden bazılarını sıralayacak olursak:</p>
<p>1- Kimlik Bilgileri: Çerezler, kullanıcıları benzersiz bir şekilde tanımlamak için kullanılabilir. Bu çerezler oturum açma bilgileri, kullanıcı adları veya benzeri kimlik bilgilerini içerebilir.</p>
<p>2- Konum Bilgileri: Bazı çerez türleri, kullanıcıların coğrafi konumunu izleyebilir. Ancak, genellikle bu tür bilgileri içeren çerezlerin kullanılması önceden açık rıza alınmasını gerektirir.</p>
<p>3- Kullanıcıya ilişkin teknik bilgiler: Çerezler, kullanıcının kullandığı tarayıcı türü, ekran çözünürlüğü ve cihaz tipi gibi teknik bilgileri içerebilir.</p>
<p>4- Kullanıcı Tercihleri: Çerezler, kullanıcıların dil tercihleri, tema seçimleri vs kişisel tercih bilgilerini içerebilir.</p>
<p>5- Web Sitesi Etkileşim Bilgileri: Çerezler, kullanıcıların web sitesindeki etkileşimlerini takip etmek için kullanılabilir. Örneğin hangi sayfaları ziyaret ettikleri, ne kadar süre kaldıkları gibi bilgileri içerebilir.</p>
<p>6- Reklam ve Pazarlama Bilgileri: Hedefleme çerezleri, kullanıcılara kişiselleştirilmiş reklamlar sunmak amacıyla kullanılabilir. Bu, kullanıcının ilgi alanlarına dayalı reklam gösterimini içerebilir.</p>
<p>Çoğu çerez genellikle anonim ve genel bilgileri içerir ve genellikle kişisel verileri direkt olarak ifşa etmez. Ancak, kullanıcının kimliğiyle ilişkilendirilebilecek verilerle de çalışabilirler. Bu sebeplerle veri sorumlusu çerez toplarken; KVKK kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeli, çerezlerin kullanımını düzenleyen politikalar düzenleyerek, kullanıcılara bilgi verilmeli ve rıza alınmalı, kullanıcılara karşı şeffaf olmalıdır.</p>
<p><strong>ÇEREZ YOLUYLA VERİ TOPLARKEN VERİ SORUMLUSUNUN UYMASI GEREKEN YÜKÜMLÜLÜKLER:</strong></p>
<p>Veri sorumlusu çerez yoluyla veri toplarken KVKK&#8217;nın 5. Maddesinde belirtilen, kişisel verilerin işlenmesi için geçerli olan genel ilkelere riayet etmek zorundadır. Bu maddeye göre, kişisel veriler ancak aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde işlenebilmektedir:</p>
<p>&#8211; İlgili kişinin açık rızasını vermesi</p>
<p>&#8211; Kanunlarda açıkça öngörülmesi</p>
<p>&#8211; Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasını açıklayabilme yeteneğinden yoksun bulunan kişinin kendisinin veya bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması</p>
<p>&#8211; Bir sözleşmenin kurulması veya ifası için veri işlemenin zorunlu olması</p>
<p>&#8211; Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması</p>
<p>&#8211; İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması</p>
<p>Çerez yoluyla kişisel veri işlenmesinde, yukarıda belirtilen şartlardan birinin varlığı halinde işleme faaliyeti hukuka uygun hale gelmektedir. Örnek vermek gerekirse bir internet sitesinin daha iyi çalışması için zorunlu olan çerezler için ilgili kişinin açık rızası gerekmemektedir. Ancak, kullanıcıların ilgi alanlarına göre reklam içeriği sunulması adına kullanılan çerezler için ilgili kişinin açık rızası gerekir. Ayrıca veri sorumlusu KVKK&#8217;nın 10. Maddesi gereği kişisel veri işleme faaliyetlerine ilişkin olarak ilgili kişileri aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Bu maddeye göre, veri sorumluları, kişisel veri işleme faaliyetleri ile ilgili olarak ilgili kişilere;</p>
<p>&#8211; Kişisel veri işleme faaliyetinin amacını ve hukuki sebebini</p>
<p>&#8211; Kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılacağını</p>
<p>&#8211; Kişisel veri toplamanın yöntemini ve hukuki sebebini</p>
<p>&#8211; Kişisel verilerin muhafaza edileceği süreyi</p>
<p>&#8211; Kişisel veri sahibinin sahip olduğu hakları</p>
<p>Bildirmek ve ilgili kişileri bilgilendirmekle yükümlüdür. Çerezler yoluyla kişisel veri işleyen veri sorumluları, çerez kullanımı öncesinde ilgili kişileri yukarıda belirtilen hususlar hakkında aydınlatmak zorundadır. Aydınlatma, çerez kullanımına ilişkin açık ve anlaşılır bir metin aracılığıyla yapılmalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak çerez yoluyla kişisel veri işleyen veri sorumluları da, çerez kullanımı öncesinde ilgili kişileri aydınlatmak ve kişisel veri sahiplerini bilgilendirerek haklarını yerine getirmek, gerekiyorsa açık rızalarını almakla yükümlüdür. Aynı zamanda veri sorumlusunun, ilgili kişileri çerez kullanımı hakkında bilgilendirmek için bir çerez politikası oluşturması veya web sitesinde açık ve kolay erişilebilir bir yerde çerez kullanımına ilişkin bir bildirim sağlaması gizlilik düzenlemeleri ve özellikle KVKK gibi yasalara uyum sağlamak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>ÇEREZ POLİTİKALARI HAZIRLANIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ: </strong></p>
<p>Çerez politikası, internet sitelerinde kullanılan çerezlerin kullanımına ilişkin bilgileri içeren belge olarak nitelendirilebilir. Özellikle Avrupa Birliği&#8217;nde ve birçok diğer ülkede yürürlükte olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) gibi düzenlemeler, web sitelerine kullanıcıların gizliliğini korumak ve veri işleme faaliyetlerini şeffaf hale getirmek amacıyla belirli yükümlülükler getirir. Bu yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla da sitelerin çerez politikası olması zorunlu hale gelmiştir. Çerez politikası:</p>
<p>1- Kullanıcılara, web sitesinin çerez kullanımı hakkında bilgi vermek</p>
<p>2- Kullanıcıların çerezlere ilişkin tercihlerini belirlemelerine yardımcı olmak</p>
<p>3- Veri sorumlusunun çerezleri nasıl kullandığını açıklamak</p>
<p>4- KVKK kapsamında kişisel veri olarak kabul edilen çerezler yoluyla toplanan kişisel veriler hakkında bilgi vermek</p>
<p>Gibi birçok farklı amaç için kullanılabilir.</p>
<p>Çerez politikası hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:</p>
<p>• Çerez politikası, KVKK&#8217;nın 10. Maddesi gereği aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacına uygun olmalıdır. Bu nedenle, çerez politikası açık, anlaşılır ve kapsamlı olmalıdır.</p>
<p>• Çerez politikası, internet sitesinde kullanılan çerezlerin ne olduğunu ne amaçla kullanıldığını, süresi ve hangi çerezlerin zorunlu olduğunu açıkça tanımlamalıdır.</p>
<p>• Çerezler, üçüncü kişilerle paylaşılıyorsa, bu durum çerez politikasında belirtilmelidir.</p>
<p>• Kullanıcılara, çerezlere ilişkin tercihlerini belirleme imkânı sunulması gerekir. Kullanıcılar, çerezleri kabul etmeyi veya reddetmeyi seçebiliyor olmalıdır.</p>
<p>• Çerez politikası, mevzuat değişikliklerine veyahut sitede yapılan değişikliklere uygun olarak güncellenmelidir.</p>
<p>• Çerez politikası, internet sitesinin ana sayfasında veya çerezlerin kullanıldığı sayfalarda kolayca erişilebilir bir yerde bulunmalıdır.</p>
<p>Web sitelerinin KVKK gereği yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla yukarıda belirtilen hususlara uygun olarak Çerez Politikası düzenlemeleri ve veri sorumlusu olarak veri sahibi ilgili kişileri bilgilendirmeleri ve rızaları doğrultusunda çerez toplama faaliyetlerini sürdürmeleri gerekmektedir. Anlaşılacağı üzere Çerezler ve KVKK’nın ilişkisi çerez yoluyla toplanan kişisel verilerin korunması amacında birleşmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/cerezler-ve-kvkk-iliskisi/">ÇEREZLER ve KVKK İLİŞKİSİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/cerezler-ve-kvkk-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketler KVKK Uyum Sürecinde Nelere Dikkat Etmeli</title>
		<link>https://www.usulhukuk.com/sirketler-kvkk-uyum-surecinde-nelere-dikkat-etmeli/</link>
					<comments>https://www.usulhukuk.com/sirketler-kvkk-uyum-surecinde-nelere-dikkat-etmeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Miray Kebabcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2023 18:16:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.usulhukuk.com/?p=2813</guid>

					<description><![CDATA[<p>KVKK uyum sürecinin başarılı şekilde tamamlanması, şirketlerin hukuki risklerini azaltmak ve müşterilerin güvenini kazanmak açısından önemlidir. KVKK uyum sürecinin işleyişi, şirketin büyüklüğüne, faaliyet alanına ve iş süreçlerine bağlı olarak değişebilir. Bu nedenle, uyum sürecini şirketin şahsi ihtiyaçlarına göre özelleştirmek önemlidir. Süreç yönetiminde öncelikli olarak şirket bünyesinde işlenmekte olan kişisel verilerin neler olduğunu ve bu verilerin  [...]</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/sirketler-kvkk-uyum-surecinde-nelere-dikkat-etmeli/">Şirketler KVKK Uyum Sürecinde Nelere Dikkat Etmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KVKK uyum sürecinin başarılı şekilde tamamlanması, şirketlerin hukuki risklerini azaltmak ve müşterilerin güvenini kazanmak açısından önemlidir. KVKK uyum sürecinin işleyişi, şirketin büyüklüğüne, faaliyet alanına ve iş süreçlerine bağlı olarak değişebilir. Bu nedenle, uyum sürecini şirketin şahsi ihtiyaçlarına göre özelleştirmek önemlidir. Süreç yönetiminde öncelikli olarak şirket bünyesinde işlenmekte olan kişisel verilerin neler olduğunu ve bu verilerin nasıl işlendiğini belirlemek, bu verileri niteliklerine göre sınıflandırarak bir kişisel veri envanteri oluşturmak gerekmektedir. Ancak Envanter oluşturabilmek için ise uyum sağlayacağınız mevzuat hakkında, en azından süreç yönetiminin gerektirdiği ölçüde bilgilenmek gerekecektir. Bu nedenle personeli bilgilendirerek, Veri Hukukuna ilişkin temel bilgi ve kavramlara hakimiyeti sağlamak, yani genel anlamda bu hususta şirket bünyesinde bir bilinç oluşturulması gerekmektedir. Süreç işleyişinin en sağlıklı şekilde ilerletilebilmesi için izlenilecek adımlar:</p>
<p><strong>     1.Personelin Bilinçlendirilmesi ve Eğitim:</strong></p>
<p>Personele KVKK&#8217;nın ne olduğu, kişisel verilerin ne anlama geldiği, KVKK&#8217;nın temel prensipleri ve şirket içindeki uygulanışı hakkında bilgiler içeren eğitimler aldırılmalıdır. Bu sayede şirket bünyesinde genel bir bilinç düzeyinin oluşması sağlanacaktır.</p>
<p><strong>     2.Veri Envanteri Oluşturulması:</strong></p>
<p>Veri sorumlularının, şirketin veri işleme faaliyetlerine ilişkin bütün detayları içeren bir envanter oluşturması KVKK kapsamında bir zorunluluktur. Aynı zamanda envanter oluşturulması KVKK’ya uyumun sağlanması ve kişisel verilerin korunması açısından da önem arz etmektedir.   Kişisel veri envanteri, bir şirketin işlediği kişisel verilerin tamamını kapsamalıdır. Bu nedenle envanter, çalışanların, müşterilerin, tedarikçilerin ve diğer üçüncü kişilerin kişisel verilerini içerebilir. Envanterde kişisel verilerin hangi amaçla işlendiği, hangi kaynaklardan elde edildiği, hangi yöntemlerle işlendiği ve hangi süreyle muhafaza edildiği belirtilmelidir.</p>
<p><strong>     3.Kişisel Verilerin Korunmasına Yönelik Şirket Politikası ve Prosedürlerinin Oluşturulması:</strong></p>
<p>Kişisel verilerin korunmasına yönelik şirket politikası, şirketin kişisel verileri nasıl işleyeceğini ve koruyacağını açıklayan bir belgedir. Veri envanterinin oluşturulması ile birlikte tüm veri işleme faaliyetleri gözden geçirilecektir. Ardından işlenmekte olan verilerin korunması adına KVKK’ya uygun olarak, güvenlik politikaları oluşturulması ve bu politikaların uygulanmasını sağlamak amacıyla prosedürler geliştirilmesi gerekecektir. Kişisel Verilerin korunmasına yönelik politika, KVKK’nın temel ilkeleri olan; kişisel verilerin işlenmesinde şeffaflık, adalet, hukuka uygunluk, gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uygun olmalıdır. Politika, açık ve anlaşılır bir dilde yazılmalıdır. Politikanın, şirketin tüm çalışanları tarafından kolayca anlaşılabilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>     4.Veri İşleme Faaliyetlerinde Hukuki Temellendirmenin Sağlanması:</strong></p>
<p>Veri işleme faaliyetleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve benzeri düzenlemelere uygun olarak gerçekleştirilmelidir. Bu faaliyetler öncesinde, verilerin işlenme amacı net bir şekilde belirlenmeli ve bu faaliyetler hukuki temellendirmeye dayalı, sınırlılık, gereklilik ve ilgililik ölçütleri dahilinde gerçekleştirilmelidir.</p>
<p><strong>     5.İlgili Kişi Haklarının Korunmasına Yönelik Prosedürler Hazırlanması:</strong></p>
<p>Şirket veri sorumlusu sıfatıyla, İlgili kişilere karşı, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve benzeri düzenlemelere göre belirlenmiş bir dizi sorumluluğa sahiptir. Veri sorumlusunun İlgili kişiye karşı sorumlulukları: Bilgilendirme ve Aydınlatma, Açık Rıza Alma, Veri güvenliğinin sağlanması, İhlal bildirimi yükümlülüğü, Veri işlenmesini gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde <strong>Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi şeklinde sıralanabilir. KVKK uyum sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için şirketlerin bu hususlara yönelik politika ve prosedürleri düzenleme altına alması gerekmektedir.</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>     6.Veri Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Politika ve Prosedürler Hazırlanması:</strong></p>
<p>Şirket veri sorumlusu sıfatıyla, kişisel verilerin korunması için gerekli teknik ve idari önlemleri almakla yükümlüdür. Veri güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekiyorsa şirkete, şirket içinde KVKK&#8217;ya uyumu yönetmek ve denetlemekle sorumlu bir Veri Koruma Görevlisi (DPO) atayabilir. Eğer şirket dış kaynaklı hizmet sağlayıcılarla çalışıyorsa, bu sağlayıcılarla yapılan anlaşmalarda KVKK uyumluluğu için gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Ayrıca şirket veri güvenliğinin sağlanması amacıyla Gizlilik ve Veri Güvenliği Politikaları oluşturmalı, düzenli aralıklarla veri güvenliği denetimleri yapmalıdır.</p>
<p>KVKK uyum sürecinin başarılı bir şekilde tamamlanabilmesi için şirketlerin yukarıda belirtilen tavsiyelere uymaları gerekmektedir. Şirketlerin Kişisel Verilerin korunmasına yönelik politika ve prosedürlerini hem şirketin ihtiyaçları hem de değişen mevzuat hükümleri doğrultusunda güncel tutmaları ve bunların düzenli aralılarla denetimini yapmaları gerekmektedir. Uyumluluk süreci ve süreç yönetiminde izlenecek yol pek tabi şirketin ihtiyaçları özelinde farklılık gösterecektir. Bu nedenle uyum sürecinde şirketin ihtiyaçlarının doğru şekilde belirlenmesi, KVKK’ya aykırılığın oluşmaması ve sürecin sağlıkla ilerleyebilmesi için önem teşkil edecektir. KVKK’ya aykırılık hali idari ve cezai yaptırımlara tabi tutulmuştur. Ancak KVKK’ya uyum ve veri güvenliliğinin sağlanması hususları yalnızca bu yaptırımlardan kaçınmak meselesi olmaktan çıkmış ve adeta Şirket kalitesini ve itibarını belirleyen bir ölçüt ve bir kültür haline gelmiştir.</p>
<p>Av. Miray KEBABCI</p>
<p><a href="https://www.usulhukuk.com/sirketler-kvkk-uyum-surecinde-nelere-dikkat-etmeli/">Şirketler KVKK Uyum Sürecinde Nelere Dikkat Etmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.usulhukuk.com">Usul Hukuk Danışmanlık</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.usulhukuk.com/sirketler-kvkk-uyum-surecinde-nelere-dikkat-etmeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
